Kilo vermeye karar verenlerin çoğu işe koşu bandıyla başlar. İlk hafta heves yüksektir, ikinci hafta dakikalar uzamaya başlar, üçüncü hafta bant evdeki çamaşırlar için iyi bir askılığa dönüşür. Sorun irade eksikliği değil, sıkılmak. Boks ve kickboks tam da bu noktada farklı bir şey sunuyor: Her raundun bir amacı var, her hafta öğrenecek yeni bir kombinasyon çıkıyor ve bir saatin nasıl geçtiğini çoğu zaman fark etmiyorsun.

Kilo vermede en belirleyici şey devamlılık. Haftada üç gün, aylarca aksatmadan yapabildiğin bir antrenman, iki hafta dayanıp bıraktığın mükemmel programdan her zaman daha çok işe yarar. Dövüş sporlarının kilo verme konusundaki asıl gücü de burada yatıyor.

Neden bu kadar etkili?

Boks ve kickboks antrenmanı doğası gereği aralıklıdır. Genellikle üç dakika yüksek tempoda çalışır, bir dakika dinlenir ve yeniden başlarsın. Bu kısa dinlenmeler nabzın tamamen düşmesine izin vermez; antrenman boyunca kalp yüksek bir ritimde çalışmaya devam eder. Böyle bir yapı, aynı süredeki düz tempolu bir yürüyüşe ya da hafif bir koşuya göre çok daha fazla enerji harcatır.

Üç dakika çalışma ve bir dakika dinlenmeden oluşan raundlarda nabzın yüksek kaldığını gösteren grafik
Raund yapısı sayesinde nabız dinlenme aralarında bile tamamen düşmez.

Çalışan sadece kollar da değil. İyi bir yumruk bacaklardan güç alır, kalça ve gövde dönerek bu gücü omza taşır. Ayak oyunu antrenman boyunca bacakları hiç durdurmaz; savunma için eğilmek ve kaymak core bölgesini sürekli devrede tutar. Kickboksta tekmeler de işin içine girdiğinde kalça ve bacaklar çok daha fazla yük alır. Tüm vücudu aynı anda çalıştıran bu tempo hem yağ yakımını hızlandırır hem de kas kütlesini korumana yardım eder. Kilo verirken kas kaybetmemek önemli; çünkü sonuçta aradığın şey sadece daha düşük bir rakam değil, daha sıkı ve güçlü bir vücut.

Boks mu, kickboks mu?

İkisi de kilo vermek için çok iyi seçenekler ve aralarındaki fark sanıldığı kadar büyük değil. Kickboks bacakları daha fazla işin içine kattığı için bazı kişilerde biraz daha yorucu hissettirebilir. Boks ise ayak oyunu ve hızlı el kombinasyonlarıyla omuzlarda ve kondisyonda çok hızlı bir gelişim sağlar. Belirleyici olan hangisinde daha çok keyif aldığın. Hangi antrenmana gelmek için sabırsızlanıyorsan, uzun vadede seni hedefine o götürür.

Antrenman tek başına yetmez

Burada dürüst olmak gerekiyor: Ne kadar yoğun çalışırsan çalış, harcadığından fazlasını yediğin sürece kilo vermek çok zorlaşır. Antrenman sonrası artan iştah da sık düşülen bir tuzak. Zor bir dersten sonra kendini ödüllendirmek doğal, ama o ödül bir saatte yaktığını on dakikada geri getirebilir.

Aç kalmak ya da katı diyetler bu işin çözümü değil; enerjin düşer, antrenman performansın düşer ve bir süre sonra bırakırsın. Bunun yerine porsiyonlara dikkat etmek, her öğünde yeterli protein almak, şekerli içecekleri azaltmak ve gün içinde bol su içmek çok daha sürdürülebilir. Uykuyu da ihmal etme: Az ve kötü uyuyan biri hem daha aç hisseder hem de antrenmandan sonra daha geç toparlanır. Antrenman ve beslenme birlikte yürüdüğünde sonuçlar çok daha hızlı gelir.

İlk ay nasıl geçer?

İlk iki haftada omuzlarında, bacaklarında ve varlığından haberdar olmadığın kaslarda ağrı hissetmen çok normal. Haftada iki ya da üç antrenmanla başlamak, aralara dinlenme günleri koymak bu dönemi rahatlatır. Tartıdaki rakam beklediğin kadar hızlı düşmeyebilir; vücudun yeni yüke alışırken su tutabilir, aynı zamanda kas da kazanıyor olabilirsin. Bu yüzden ilk ayın sonunda tartıya bakıp hayal kırıklığına uğrayan pek çok kişi aslında doğru yoldadır.

İlerlemeni nasıl takip etmelisin?

Sadece tartıya güvenme. Bel çevreni ayda bir ölç, kıyafetlerinin üzerinde nasıl durduğuna dikkat et ve bir raundu ne kadar rahat çıkardığını gözlemle. İlk derste iki raundun sonunda nefes nefese kalan birinin bir iki ay sonra dört raundu rahatça tamamlaması, tartıdaki birkaç kilodan çok daha anlamlı bir göstergedir. Birkaç ay sonra fark aynada olduğu kadar enerjinde, uykunda ve özgüveninde de kendini gösterir.

Tüm yazılar